29 Kasım 2016 Salı





Fenerbahçe Lobisi Faaliyette Geçti...


Hatırlarsınız, Fenerbahçe kalecisi Volkan milli takıma çağırılmayışı ile ilgili olarak “lobisinin “ olmadığını gerekçe göstermişti, Fatih Terim de çağırıldığı zamanlar lobisi mi vardı gibi bir yanıt vermişti...
*
Aslında kim ne derse desin, Volkan’ın da ifade ettiği üzere kimi futbolcuların ve hocaların lobisinin olduğu bir gerçek...
*
Hepimiz görüyoruz ve biliyoruz ki, mesela,  Arda Turan’ın, Emre Belözoğlu’nun ve Fatih Terim’in lobileri var...
*
Peki, sadece futbolcu veya hocaların mı lobileri var, hayır, kulüplerin de lobileri var; bu kulüplerin ne başında gelen de Fenerbahçe ve lobisinin en güçlü olduğu alan da medya...
*
Bu medyanın başında da Hürriyet’teki Uğur Meleke ve “futbol konseyi” adını verdikleri ekibi geliyor; bugün yine toplanmış, Fenerbahçe – Beşiktaş maçının favorisi Fenerbahçe demişler...
*
Temel gerekçeleri de Fenerbahçe çıkıştaymış, ne demekse Beşiktaş’ın da kırılganlığı artmaktaymış...
*
Hayır sorun, Fenerbahçe’nin Beşiktaş’a galip gelmesi ve ya tam tersinin olması veya ikisinin de olmaması değil, bugün biri yener yarın öbürü; sorun, ligin en zayıf veya iyi başlamış olmakla birlikte düşüş gösteren takımlarına karşı kazanılan üç dört maçlık seriye bakıp Fenerbahçe’yi abartıp favori göstermek; bu yıl geçen sezonki kadar olmasa da ligin en iyi futbolunu oynayan Beşiktaş’a ise, Benfica ve ligin lideri Başakşehir ile berabere kaldı diye “kırılganlık” mırılganlık gibi sözlerle psikolojik harekat çekmek...
*
Daha üç dört hafta öncesinde hocaları “benden daha iyisi varsa yerime getirebilirsiniz” diyen, seyircisi Aziz Yıldırım gibi otoriter bir başkanı istifaya davet eden, Wan Persie oynamıyor diye dövünen takım Fenerbahçe değil miydi?...
*
Şimdi ne oldu, olan şu; tipik Fenerbahçe sendromu depreşti; işler kötü giderken, “futbol mu o da ne öyle bir spor mu var” şeklinde, iki maç üst üste kazanınca da “işte Fener bu” şeklinde davranmak ve kendini beğenmek...
*
Hürriyet’in “futbol konseyindeki” Mehmet Y. Yılmaz; Beşiktaş’ın Benfica karşısında 3-0’dan 3-3 e geri dönüşünü, Fenerbahçe’nin Gaziatep’e 3-0 mağlupken 4-3 kazanmasına benzetiyor...
*
İkisini aynı şey olarak göstermek tipik Fener sendromu değilse, Beşiktaş’ın başarısını küçümseyerek psikolojik olarak yıpratma çabası değilse nedir?..
*
Fener lobisinin bir diğer psikolojik yıpratma girişimi de Gökhan Gönül üzerinden yapılıyor; bugün Hürriyet’in manşetlerinden birisi de bununla ilgili, neymiş, Fenerbahçe Gökhan Gönül’ü üyelikten ihraç edecekmiş, bunun yapılması için bir grup üye dilekçe vermiş filan...
*
Adama sormazlar mı, Beşiktaş maçı gelene kadar aklınız neredeydi diye...
*
Yahu adam profesyonel futbolcu, sözleşmesi bitmiş, gelmiş Beşiktaş ile sözleşme imzalamış ne var bunda?...
*
Tam maç öncesi bu transferi gündeme taşıyıp Gökhan Gönül’e saldırmak ayıp değil mi?.. O adam size yıllarca hizmet etmedi mi, insanda biraz yüz olur yüz...
*
İnsan iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmalı, Gökhan Gönül transferine laf etmeden önce, dönüp futbolcu kaçırmalara, başka kulüpler görüşürken araya girip adam ayartmalara bakmalı...
*
Uzatmaya gerek yok; ne yazık ki, Fener camiasında başta Galatasaray olmak üzere, Beşiktaş’ı diğer kulüpleri küçümseme, kale almama “rahatsızlığı” ezelden beri sürüp gidiyor; oysa Galatasaray olmasa, Beşiktaş olmasa Fenerbahçe olmaz, bunu öğrenmek, diğer kulüplerin başarılarını hazmetmek gerekiyor...
*
Beşiktaş bunu, “Efendi Beşiktaş” sloganıyla hayata geçirmeye azmediyor, birileri hala bıraktığımız yerde oturuyor...
*
Onlar konuşur, biz işimizi yaparız, geçen sene de çok konuştular, sonuçta iyi oynayan kazandı,
*
Lig sadece Fenerbahçe maçından ibaret olmayan uzun bir maraton, Beşiktaş yine iyi oynuyor ve dolayısıyla futbolun adaleti bu yıl da Beşiktaş lehine tecelli edeceğe benziyor...
*
Gerisi boş!..






22 Kasım 2016 Salı





Gerçekler Konuşarak Değiştirilemez...


CHP’li değilim ve bildiğiniz üzere, çok sık da eleştiririm, lakin haksızlıklara karşı susanın, o haksızlığa ortak olduğunu da iyi bilirim...
*
Bugün yapılan MHP’nin şu grup toplantısına bakın hele, küçük muhalefet partisi, cumhuriyetle hesaplaşma sevdalısı siyasi iktidarı bırakmış, Haziran Hareketince düzenlenen mitinge HDP'lilerin yanı sıra bir kısım CHP'linin de katılmasını diline dolayarak ana muhalefete muhalefet ediyor...
*
Bahçeli, kendisi için söylenen “ön teker arka teker” sözlerini, “bagaj” benzetmelerini, sokakta kavga eden çocuk havasında CHP için söylüyor...
*
“HDP, CHP’nin içine kaçmış, Atatürk kalkıp bunları göre, ya yeniden yatar, ya da bunların alayını İzmir’e kadar kovalar”  diyor...
*
Böyle konuşarak, AKP'nin yedek lastiği olma gerçeğini unutturacağını zannediyor, etrafındakiler de çılgınca alkışlıyor...
*
Utanmadan sıkılmadan...
*
Atatürk acaba, rejimi değiştirerek, laik cumhuriyeti yok etmeye, İslam faşizmi kurmaya yönelik adımlara aleni destek olduğunu görse kendisine ne derdi, suratına mı tükürürdü, yoksa sen bu siyaseti bırak çocuk mu derdi...
*
MHP, HDP alerjisi üzerine kurduğu kısır siyaset anlayışıyla kimin kimin içine kaçtığını bulmaya çalışıyorsa, önce kendi içine kaçanlara bakmalı, AKP’nin içine kaçmakla kalmayıp bir bütün haline geldiklerini görebilmelidir...
*
Hatırlarsınız geçenlerde yazdık, demokrasinin rafa kaldırılması karşısında tüm demokratların, merkez sağın, sosyal demokratların ve devricilerin birlik içinde hareket etmeleri gerektiğini, bu ortak platforma da CHP’nin önderlik etmesi gerektiğini söyledik...
*
Bahçeli’nin bugünkü konuşması bu birlikteliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur...
*
CHP kimin ne dediğine bakmadan, HDP ile kolkola giriyor biçiminde yapılacak saldırılara aldırmadan bu birlikteliği sağlayacak adımları çekinmeden ve zamanında atmalıdır...
*
Bakın, Hürriyet'in her telden çalan çocuğu Ahmet Hakan bile iki gündür CHP'ye kim ne der diye düşünmeden özgün ve inandığın politikalarını uygula diye yazıyor...
*
Hep söylediğim gibi kimin dediği değil, ne dediği önemlidir...
*
CHP, toplumsal muhalefetin kendisine yüklediği bu tarihsel görevin gereğini ivedilikle yerine getirmelidir...
*
Çok geç olmadan...