22 Ocak 2015 Perşembe

HAZİN TABLO..!

Bir Polis, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi Başkanlığı da yapmış bir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, “Dün devlet, Bugün cemaat” diyor, bir kitap yayınlıyor.
Anlatacaklarımın hepsi maddi delillerle ispatlanabilir diyor...
*
Haliçte Yaşayan Simonlar adlı bu kitabının çeşitli bölümlerinde;
Hrant Dink’in öldürülmesi ile ilgili soruşturmada, İstihbarat dairesi Başkanlığının kimin ne zaman hangi telefon numarasını incelediğini gösteren log kayıtlarını değiştirdiğini,
*
Danıştay olayının ciddi bir delile dayanmadan Ergenekon örgütüne bağlandığını,
*
Önce KOM Daire Başkanlığı, sonra İstihbarat Daire Başkanlığı, ardından da İstanbul ve Ankara İstihbarat Şubesi ve bunlarla paralel olarak özel yetkili mahkemelerin savcı ve hakimlerinin de belli oranda belirli eğilimlerde olan kişilerden oluşturulduğunu bu gün net olarak görmenin mümkün olduğunu,
*
Adliyede dosya dağılımını yapan UYAP sistemine bile müdahale edildiğine, iddia edecek kadar emin olduğunu,
Bazı Emniyet Genel Müdür Yardımcılarının görevden alınmalarının “cemaatin” işi olduğunu,
Bir Emniyet genel Müdür yardımcısının görevden alınmasında, mahkemenin sorduğu soruya, istenenin aksine Ergenekon diye bir terör örgütünün kayıtlarında olmadığını yazmasının da etkili olduğunu,
*
Emniyet Genel Müdür yardımcılarının, cemaatin organize çalışması neticesinde tuzağa düşürüldüğünü, olayda rol alan savcı ve yargıçların bir kısmının cemaatin elemanı olduğunu, cemaat mensubu olmayan iyi niyetli bazı savcı ve yargıçların da cemaat üyesi adliye mensupları ve polisler tarafından plan dahilinde iğfal edildiğini,
*
Cemaatin, Emniyet içerisindeki örgütlenmesine karşı çıkan hiçbir polisin teşkilatta tutunma imkanı olmadığını,
*
İstihbarat dairesinin kanunsuzca dinleme yaptığını, hatta yalnızca kendisini değil, bir çok kişiyi dinlediğini, bu yöntemle binlerce kişinin hukuksuz olarak dinlendiğini, özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü ve İç İşleri Bakanlığı yöneticilerini isimler vererek dinlediklerini İç İşleri Bakanına söylediğini, daha sonra durumu Adalet Bakanına da anlattığını, ve şikayetlerini her iki bakanlığa da yazılı olarak verdiğini ve sonuç olarak sistemin harekete geçmesi için elinden gelen her şeyi yaptığını, kesin maddi delillerin nereden bulunacağını gösterdiğini,
*
 Eğer ciddi olarak araştırılırsa, iki telefondan birisinin emniyet tarafından dinlemeye alındığının ortaya çıkacağını,
*
Başbakan’ın başdanışmanına da konunun ciddiyetini, cemaatin nerelere kadar sızdığını, neler yaptığını, ülkenin güvenliğinin ve insanların özgürlüğünün tehlikede olduğunu anlattığını,
*
Özel yetkili mahkemelerin, son beş altı yıldır her tayinde yavaş, yavaş ve sistemli bir biçimde cemaatin kontrolüne geçmiş durumda olduğunu, tüm emarelerin bunu açıkça gösterdiğini,
*
Bazı savcıların, amir olarak il savcısına bağlı değil, başka yerlerin talimatıyla hareket ettiğini, bu kadar açık bir durumun hala basit bir şey zannedilerek seyredildiğini,
*
Usulsüz dinlemelerin yapıldığını, İstihbarat Dairesinde cemaatin özel cihazlarının, her türlü kanunsuz dinleme materyallerinin mevcut olduğunu, “Kozmik Oda” nın kimliği belirsiz birisinin ihbarı üzerine arandığını, burada ise kendisinin açıkça ihbar ettiğini,
*
Bir örgütün, bir cemaatin adalete sızdığını, kendi kurallarını uygulayıp, kendi operasyonlarını yaptığını, ortada hukukun olmadığını, kimsenin bilmiyoruz deyip numara yapmasının manası olmadığını, bütün avukatların, gazetecilerin, polislerin verilecek kararların ne olacağını merak dahi etmediğini, zira verilecek kararı, net olarak davaya hangi savcı ya da hakimin baktığının belirlediğini, bunun açık ve net olduğunu, herkesin bu durumun farkında olmasına rağmen hala kralın ne kadar güzel bir elbisesi olduğunu söylediğini,
*
Bu gün, kimi polislerin, savcıların, hakimlerin yasalara, kendi görevlerinin gereklerine göre değil, cemaatin isteğine göre davrandığını,
*
İstihbarat Daire Başkanlığında arama yapılsa, demirbaşa kayıtlı olmayan cemaatin kendine ait özel dinleme izleme aletleri bulunacağından hiç kuşkusu olmadığını,
*
Anlattığı olaylarda karşı karşıya kalınan durumun, hukuken yanlış yapılan birkaç işlemden ibaret olmadığını, bir örgütün, bir cemaatin devlet içinde yürüttüğü örgütsel bir faaliyet olduğunu, karşısındaki kişilerin polis, hakim ve savcı değil, cemaatim elemanları olduğunu, bunların devletin hukukunu değil, cemaatin talimatını yerine getirdiğini,
*
Ankara, İstanbul, İzmir ve Erzurum’daki bazı özel yetkili savcılar ile bu iller dışındaki bazı polis birimleri arasında illegal bir ilişkinin varlığının açıkça görüldüğünü,
*
Her kamu kurumunda cemaatin imamları olduğunu, cemaatin yönetici imamları hakkındaki gizli bilgileri Ankara ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılarına vereceğini,
*
 Deniz Baykal ile ilgili kaset olayında, teknolojiyi uygulayıp, eve kamera yerleştirilmesi için o yerin tespit edilmesi gerektiği, o yeri tespit için telefon analiz ile görüşmelerin ve hedeflerin bulundukları, buluştukları yerlerin belirlenmesinin ve telefonların gizlice dinlenmesinin şart olduğunu, aksi halde nereye kamera yerleştirileceğinin bilinemeyeceği noktasından bakıldığında, bu işleri yapabilecek yegane grubun cemaatin emniyet istihbarat birimi içindeki unsurları olduğunun ortaya çıkacağını,
*
Aslında bütün bu olanları herkesin bildiğini ama dillendirmediğini, kendisinin kitapta açıkça ifade ettiğini, tüm bu işleri cemaatin yaptığını, son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları cemaatin yaydığını,
*
Bir grubun koca bir devleti teslim aldığını, …kimsenin devlet gücü kullanan bu kişilere dur diyemediğini, birkaç cemaat imamının devlet yetkilerini gasp ettiğini, bu gücün sahibi olması gerekenlerin ellerindeki gücün gaspına neden ses çıkarmadığını,
*
Açık, açık yazıyor…
*
Kitap, bazı televizyon kanallarında ve bazı gazetelerde birkaç gün konuşuluyor, sonra Avcı tutuklanana kadar derin bir sessizlik…
*
Peki, her fırsatta “ülkenin elden gittiğini”, “Cumhuriyetin tehlikede olduğunu”, “rejimin altının oyulduğunu” söyleyen, Genel Başkanını bir kaset komplosuna kurban veren CHP ve diğer muhalefet partileri ne yapıyor? CHP den Sivas milletvekili Malik Ecder Özdemir soru önergesi veriyor, meselenin sadece adli boyutu varmış gibi Grup Başkan Vekili Kemal Anadol ve Konya milletvekili Atilla Kart, Avcı’nın kitabında yaptığı çağrıyı tekrarlayıp savcıları göreve davet ediyor. CHP eski milletvekilleri Avcı’nın serbest bırakılması için basın açıklaması yapıyor, MHP den de bunlara benzeyen cılız açıklamalar geliyor, ancak bu gibi münferit girişimler dışında, işin siyasi boyutu ile ilgilenen olmuyor, grubu olan partilerce meclis araştırması, soruşturması veya genel görüşme talebinde bulunulacağından söz bile edilmiyor?
*
Sanki,üzerlerine ölü toprağı serpilmiş…
Birileri, üzerinden yıllar geçmiş meseleleri TBMM gündemine taşırken, onlar en güncel ve “can alıcı” meselede susuyor...
Ve sonra, neden başarısız olduk diye kara, kara düşünülüp, bunun nedenlerinin bulunması komisyonlara havale ediliyor.
*
Olayların ve halkın gündeminin gerisinde kalanların her alanda olduğu gibi siyasette de başarısız olmaya mahkum olacağı kavranmıyor…
Yerinde saymaya devam ediliyor.
Demokrasi adına ne hazin bir tablo…

Mustafa Tuğrul Turhan  /  26.10.2010





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder