16 Aralık 2015 Çarşamba

Cevaplanması Gereken Sorular...

Güneydoğumuzda kanayan yara açılalı nereden baksanız otuz yılı geçmiş; bu zaman içinde neler yaşandı neler...
*
PKK köy baskınlarıyla kanlı katliamlarıyla adını duyurduktan sonra, Kürt var mı yok mu bunlar kim adına hareket ediyor tartışmaları başladı; kimileri, Kürt diye bir ulus yok, onlar karda yürürken “kart kurt” diye ses çıkardıkları için “Kürt” diye anıldılar dedi, kimileri, biz “etle tırnak” gibiyiz birbirimizden ayrılmayız dedi...
*
Katliamlar birbirini izledi, PKK militanları “etkisiz” hale getirildi; şehitler gelmeye devam etti...
*
Bölgede etkin partiler kuruldu, kapatıldı, bir daha kuruldu, bir daha kapatıldı, yenisi kuruldu, isim değiştirdi, baraj altında kaldı, bağımsız adaylarla seçimlere girip sonradan gurup kurdu...
*
Çatışmalar sürdü, PKK militanları “etkisiz” hale getirildi; şehitler gelmeye devam etti...
*
Terör sıfırlandı denildi; kısa süre sonra yeniden hortladı, siyasiler “siz taviz verdiniz ondan oldu” diyerek birbirlerini suçladı...
*
PKK dağda bir gurup “terörist” iken, KCK kuruldu, kentlerde örgütlendi, dar bir kadro hareketi olmaktan çıkıp “kitleselleşti”...
*
Sonra gün geldi, Kürt varlığı kabul edildi, birçok “kültürel” haklar tanındı,  köylere, kasabalara Kürtçe adlar verildi, silahlı mücadele çözüm olmaz denildi ve “çözüm süreci” başlatıldı...
*
PKK’lılar teslim oldu, yargılandı, silahlarıyla ülke dışına çıktı, Kürtlerin legal kuruluşu partilerle yürütülen görüşmeler bitti bitecek sona gelindi denildi, tam seçimlere gidilirken birden bire ortalık karıştı, terör tırmandı, çözüm süreci “buzdolabına” konuldu...
*
Çatışmalar şehir merkezlerine indi, PKK militanları “etkisiz” hale getirildi; şehitler gelmeye devam etti...
*
Uzatmaya gerek yok; çok şey geldi geçti, ama terör bitti denilirken daha da şiddetlendi;  PKK dağdaki üç beş adam olmaktan çıkıp kitleselleşti, otuz yılın özeti bu!...
*
Şimdi yine aynı filmin yeni versiyonu vizyonda; hem daha da kanlısı...
*
Daha dün, “çözüm sürecinin” mimarı olan AKP’nin yeni hükümeti,  eskiden olduğu gibi “sonuna kadar gideceğiz terörü bitireceğiz” diyor, asker dışarıda PKK kamplarını bombalıyor, polis kentlerde PKK’nın şehir yapılanmasıyla savaşıyor...
*
Kentler, ilçeler boşaltılıyor, okullar kapanıyor, halk bölgeden kaçıyor...
*
Yine şehitler gelmeye devam ediyor; yine PKK militanları “etkisiz” hale getiriliyor...
*
Güneydoğu’da bunlar yaşanırken, batı seyrediyor...
*
Muhalefet partileri, “terörle” mücadelede hükümete desteklerini açıklıyor...
*
Lakin ne ülkeyi yönetme iddiasını güden iktidar, ne de ona destek veren muhalefet, otuz yıldır yürütülen silahlı mücadelenin yaraya merhem olmadığını görmüyor...
*
Hele MHP, Kürt’lerin parlamentodaki temsilcilerini yok sayıyor, silahlı mücadeleye alkış tutuyor, yangına körükle gidiyor...
*
Şehitler gelmeye devam ediyor, ateş düştüğü yeri yakıyor, ocaklar sönüyor, TV’ler şehitlerimizin cenaze törenlerinden hepimizi duygulandıran ve acılara boğan yayınlar yapıyor...
*
Adı konulmasa da fiilen bir iç savaş yaşanıyor...
*
Peki ya madalyonun öteki yüzünde ne oluyor, o devlet güçlerince “etkisiz” hale getirilenlerin tarafında neler yaşanıyor?..
*
Ne demekse, “etkisiz” hale getirilen PKK militanları, ağaç kovuğundan mı çıkıyor?...
*
Dışarıdan ithal edilmediklerine göre, o militanlar da bizim topraklarımızda doğup büyüyor ve dağa çıkıyor...
*
Onların da anaları, babaları kardeşleri var; o analar, babalar, kardeşler de bu memleketin insanı ve mutlaka onlar da acı çekiyor...
*
Ama meselenin bu yönüyle kimse ilgilenmiyor; yıllardan beri, Kürt meselesi dağdaki birkaç adamdan ibaret görülüyor ve gösteriliyor...
*
Oysa işin kırılma noktası tam da burası oluyor...
*
Ölümler nereye kadar?
*
Bir tarafta şehitler, bir tarafta “etkisiz” hale getirilen militanlar...
*
Hepsi bu ülkenin insanı değil mi?
*
Diyelim ki, devletin bütün gücünü kullanılarak, şehirlerde dağlarda ne kadar PKK militanı varsa öldürüldüğünde huzur ve sükun sağlanacak mı?
*
Devletin güvenlik güçlerince “etkisiz” hale getirilenlerin, anaları babaları, kardeşleri, akrabaları, arkadaşları, acılarını unutup, o devlete biat edip, her şeyin üstüne sünger çekerek hiçbir şey olmamış gibi yaşayacak mı?
*
Kentlerin sokaklarına inen kanlı çatışmalardan sonra barış ve kardeşlik mi yeşerebilecek, yoksa nefret tohumları mı?..
*
Terör tamamen bitecek mi, yoksa kısa süre sonra daha da şiddetlenecek mi?..
*
Güvenlik güçleri o kentlerde, ilçelerde ne zamana kadar tanklarla, tomalarla, ağır silahlarla nöbet tutacak, bölgeden ayrıldıklarında ne olacak?
*


İşte herkesin kendisini vatansever, başkasını vatan haini olarak görmeden, şapkasını önüne koyup samimiyetle  ve cesaretle cevaplaması gereken sorular bunlar!...
*
Nihai ve gerçekçi çözüm bu soruların samimi cevaplarında yatıyor...
*
Hamaset dolu, tumturaklı laflar karın doyurmuyor...

Mustafa Tuğrul Turhan






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder