27 Ekim 2013 Pazar


Kronik Sorun… 

Niye, neden yaptığımızı bilmesek de, birilerini “parlatmayı” onlara fazlasıyla itibar verip, baş tacı etmeyi, kahraman muamelesi yapmayı pek severiz ulusça…
Bizim toplumun kronik sorunudur bu…
Bir özgüven eksikliğinin ve dolayısıyla da sürü psikolojisinin egemen olmasının sonucu olduğuna hiç kuşku yoktur.
Bırakın koskoca ülkeyi, on daireli apartman yönetiminde bile birilerinin arkasından gitmeye bayılırız.
Biz susalım, sorunları bizim adımıza birileri söylesin isteriz…
Hak edip etmediklerine bakmadan o birilerine, güç vehmederiz…
Tepemize çıkartırız…
Mesele ülke yönetimi olup da, toplum ve siyaset mühendisleri ile birlikte “malum medya” da devreye girince, bu kronik hastalık bir anda akut hale geliverir.
*
Şimdilerde yaşanan Sırrı Süreyya Önder ve Mustafa Sarıgül ile ilgili gelişmeler bunun en taze ve en somut örneklerindendir.
İşin garibi, bu tablonun toplumun en uyanık olması gereken kesimlerince de benimsenir hale geliyor olmasıdır.
Bir anda, Sırrı Süreyya Önder’in, PKK’nın meclisteki temsilcisi konumunda olan BDP’nin milletvekili olduğu unutulmuş, Gezi protestolarında polis TOMA’sının önüne geçti, şöyle dedi, böyle yaptı denilerek, şirin gösterilme yarışına girilmiştir.
Şimdiye kadar, bir başka yönetmenle ortaklaşa bir tek film yönetmiş olsa da, adeta “Fellini” imiş gibi lanse edilmesi, bir iki filmde küçük roller oynamışsa da büyük yıldız muamelesi yapılması sıradan işler olmuştur.
Hemen her fırsatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına aday gösterilmekte, seçime bir girerse tozu dumana katarak başkanlığı kazanacağı havası pompalanmaktadır.
Halen, “etnik milliyetçi” bir siyasi çizgide olmasına karşılık 12 Eylül darbesinden sonra hapis yattığı vurgulanarak, “solcu” olduğu öne çıkartılmaktadır.
Bu bağlamda, gerçek anlamda “sol” siyasetin milliyetçilikle uzaktan, yakından hiçbir ilgisi olmayacağı göz ardı edilip sözde tüm “solcuları” da içine alacak yeni bir siyasi partinin vitrinine oturtulmakta, ona bu statünün, PKK’nın elebaşı Apo tarafından layık görüldüğü bilinmezden gelinmektedir.
*
Mustafa Sarıgül için de aynı senaryonun yaşandığı apaçık ortadadır.
Ne AKP’li Kadir Topbaş’ı hararetle öpmesinin arasının oldukça sıkı fıkı olduğunun göstermesi, ne daha önce CHP’den disiplin kurulu kararıyla ihraç edilmesi, ne de Fetullah hoca cemaatine yakın duruşunun herkesin ağzında olması sorun olarak görülmemekte, CHP’den İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı adaylığı kesinmiş gibi davranılmaktadır.
Reklam kokan röportajları yazılı basında sayfalar dolusu yer almakta, o olmazsa eğer, CHP’nin kazanma şansının olmadığı, bütün “solcuları” onun arkasında olduğu imajı yaratılmaktadır.
Sürekli pompalanmakta, yelkenine devamlı rüzgar doldurulmaktadır.
*
Oysa bu işlerin neden birden bire böyle bir rotaya girdiğinin, neden yıllardır gözümüzün önünde yaşayan ve ne olup olmadıklarını çok iyi bildiğimiz isimlerin ön plana çıkartılıp sütten çıkmış ak kaşık konumuna sokulmaya çalışılıp adeta dayatıldığının biraz da olsa merak edilmesi gerekir.
Sorgusuz sualsiz, yaratılan suni imajların peşine takılmak yerine, olan biteni kuşkuyla karşılamak icap eder.
Zira kuşku duymak, meselelere akılcı ve bilimsel çözümler bulmanın vazgeçilmez gereğidir.
Ki, bunu en iyi “sol” düşünceyi benimsemiş, topluma önderlik etmeyi görev saymış insanların bilmesi gerekir.
Lakin öyle görünmektedir ki, “sol’u”, etnik milliyetçilikle harmanlayanları, kişisel kariyer aracı olarak kullananları “solcu” sanmış ve onların peşlerine takılmış olanlar bu gerekliliğin farkında bile değildir.
Kuşkusuz bu durumda en çok merak edilen konu, Sırrı Süreyya Önder ve Mustafa Sarıgül’ün İstanbul için aday olması durumunda böyle “solcuların”, medyanın parlattığı bu ikisinden hangisinin peşinden gideceğidir (!)

Mustafa Tuğrul Turhan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder